Bilişsel Öğrenme Kuramı

Bilişsel Öğrenme Kuramları

Bilişsel kuramcılar bilginin duyu organları tarafından alınmasıyla, bir performans olarak ortaya konulması arasındaki içsel süreçleri incelemişlerdir.

Bilişsel kuramlar:

İşaret - Gestalt kuramı - Tolman

Sosyal öğrenme kuramı - Bandura

Gestalt öğrenme kuramı - Koffka, Köhler, Wertheimer

Bilgiyi işleme kuramı

BİLİŞSEL AĞIRLIKLI DAVRANIŞÇI KURAMLAR
İŞARET ÖĞRENME (İşaret – Beklenti Öğrenme) – Edward TOLMAN
Tolman’ın öğrenme kuramı davranışçılık ile Gestalt’ı birleştiren bir kuramdır.
Psikolojinin tamamen objektif bir bilim olmasını savunmuş, içe bakış yöntemini reddetmiştir. Onun davranışçılığı Thondike, Guthrie, Skinner ve Hull’dan farklıdır. Tolman, insan ve hayvan davranışlarının, onların amaçları, niyetleri, bilgileri, düşünmeleri, planlamaları ve anlamlandırmalarıyla nasıl ilişkili olduğunu açıklamaya çalışmıştır. (Düşünce ile davranış arasındaki ilişki)
Davranışçıların savunduğu gibi küçük davranış birimleriyle, hareketlerle değil bütüncü davranışlarla çalışmak gerektiğini savunmuştur. Davranışçıların, davranışı çok küçük parçalara ayırıp analiz ederken bütünü gözden kaçırdıklarını ifade etmiştir.
● Tolman’a göre davranış, amaçlı etkinliktir yani amaca yönelik etkinliktir. ÖR: Telefon etmek, su içmek, ekmek almak vs.. Farenin amacı yiyeceği elde etmekse, yiyeceği arama davranışı, buluncaya kadar devam eder. Farenin davranışı amaçsaldır.
● Davranış, organizmayı amaca ulaştıracak şekilde değişen koşullara göre değişebilir. ÖR: birey işe her gün arabayla gidiyordur. Arabası o gün bozuksa taksiyle, yaya veya bisikletle gidebilir. Bu tepkisel bir refleks değildir. Organizma değişen koşullara kendi bilgisini kullanarak, amaca ulaştıracak en uygun davranışı seçer ve uygular.
● Öğrenmede bilişsel süreçleri ilk ele alan psikologdur.
● Öğrenme, çevreyi keşfetme sürecidir. Organizma, araştırma yoluyla belli bazı olayların, belli başka olaylara yol açtığını ya da bir işaretin, diğer bir işarete götürdüğünü keşfeder ve bunları kullanarak amacına ulaşır.
● Tolman’a göre bilgi edinimi, iki ya da daha fazla uyarıcı olaylar arasındaki ilişki (klasik koşullanma) olabilir. ÖR: saat 12 olduğunda öğle yemeği yeme beklentisi oluşur. Bu nedenle Tolman uyarıcı – uyarıcı kuramcısı olarak alınır.
● Organizma çevreden çok şey öğrenir ancak bu öğrendiklerini etkinlik olarak göstermez. Bu bilgiler onlara ihtiyaç duyuluncaya kadar bellekte kalır. ÖR: Bankanın yerini biliriz ancak bu bilgiyi ihtiyacımız olana kadar kullanmayız.
● Öğrenme ile performans ayrımı yapmıştır. Öğrenilenlerin gerek duyulduğunda gözlenebilir davranışa dönüşmesine performans denir.
Yer Öğrenme(İşaret): Organizmanın amaçlarına ulaşabilmek için çevre hakkında bilgi edinmesi, ipucu ve çevre kaynaklarını kullanarak en kısa yoldan amacına ulaşmasıdır. (Labirentteki üç yol deneyi) ÖR: Aç olan birey zihninde yer alan karnın doyurmayla ilgili şemaları harekete geçirir ve karnını doyurur.
Öğrenme Türleri
1. Kateksis: Organizmanın içinde bulunduğu kültürel özelliklere bağlı olarak belli dürtü durumlarıyla, belli nesneleri ilişkilendirme eğiliminin öğrenilmesidir. ÖR: İtalyanlar açlığını makarna ya da pizza ile giderme eğiliminde olabilir.
Organizmanın belli dürtü durumlarında belli nesnelerden kaçınmayı öğrenmesine ise olumsuz kateksis demiştir. ÖR: Bir Müslüman açlığını gidermek için domuz eti yemez çünkü açlık ile domuz etini ilişkilendirmemiştir.
2. Eşdeğer İnançlar: Alt amaç (not) esas amaçla (sevgi - saygı) aynı etkiye sahip olduğunda, alt amaç eşdeğer inanç oluşturmaktadır. Olman, bu öğrenme türünün, fizyolojik dürtülerden çok sosyal dürtülerin doyurulmasıyla ilgili olduğunu ilgili olduğunu düşünmektedir. ÖR: yüksek not alma saygı ihtiyacını doyurur.
● Tolman, pekiştirme olarak, sevgi – saygı ihtiyacının karşılanmasını görürken, U-T kuramcıları açlık, susuzluk gibi fizyolojik dürtülerin doyurulmasını tercih etmektedirler.
3. Alan Beklentileri: Organizma neyin neye götüreceğini öğrenir. Belli bir işaret gördüğünde onu, belli bir diğer işaretin izleyeceğini bekler. Bu öğrenmeye uyarıcı-uyarıcı öğrenmesi de denir. Bu tür öğrenmenin gerçekleşmesi için tek pekiştirme beklentinin doğrulanmasıdır. ÖR: Zil çalması dersin başlaması için bir işarettir.
4. Alan Biliş Yolları: Problem çözme yaklaşımı ya da yolu da denebilir. Tolman’a göre en az güvenli öğrenme türüdür. Bir problemi çözmede kullandığı stratejiyi diğer problemlerde de kullanmadır.
5. Dürtü (Güdü) Ayırımları: Organizmanın kendi dürtü durumunu belirlemesini ve buna uygun tepkide bulunmasını kapsamaktadır. Organizma kendi dürtü durumunu belirlemedikçe onunla ilgili biliş haritasını kullanamaz. Yani ihtiyacını bilmedikçe amacını belirleyemez ve davranışta bulunamaz.
6. Gizil Öğrenme: Dürtünün az ya da ödülün olmadığı öğrenme türüdür. Herhangfi bir yeri kazara öğrenme buna örnektir.
Tolman’ın Eğitim Açısından Değerlendirilmesi
● Eğitimle kazandırılacak davranışlar, öğrencilerin amaçlarıyla tutarlı olduğu, onların gereksinimini karşıladığı ölçüde, öğrencinin öğrenme çabasını sürdürmesini sağlayacaktır.
● Öğrenme sonunda verilecek ödül, öğrencinin beklentisine uygun olmalıdır. Öğrenci beklediği ödülü elde edemezse kızgınlık duyar. Performans düşer. (Maymun – saklanan muz)
● Dersler, üniteler ve konuşlar birbirini işaret etmelidir. Yani mantıksal ve aşamalı bir sıra izleyecek şekilde yapılandırılmalıdır.
● Deneceler biliş haritasının gelişiminde önemli yere sahiptir. Önem verilmelidir.
SOSYAL BİLİŞSEL KURAM – ALBERT BANDURA
Gözlem Yoluyla Öğrenme (Model Alarak Öğrenme):

Gözlem yoluyla öğrenmeyi deneysel olarak ilk açıklamaya çalışan kişi Thorndike’dir. (Kedi – bulmaca kutusu ve yan taraftaki acemi kedi) Daha sonra Watson maymunlarla denemiş ancak herhangi bir bulgu elde edememiştir.
Bandura’ya göre gözleyerek öğrenme, sadece bir kişinin diğer kişilerin etkinliklerini basit olarak taklit etmesi değil, çevredeki olayları bilişsel olarak işlemesiyle kazanılan bilgidir.
● Gözlem yoluyla öğrenme, taklidi içerebilirde, içermeyebilirde. ÖR: Sınavda yanındaki arkadaşının kopye çekerken yakalandığını ve cezalandırıldığını gören bir öğrenci, böyle bir duruma düşmemek için soruları kendisi cevaplamaya çalışır. Bu durumda öğrenci gözlemleri yolu ile öğrenmiş ancak taklit etmemiştir.
● Bandura ve Tolman’ın kuramları birer pekiştirme kuramları değil, bilişsel eğilimli kuramlardır.
● Bandura da Tolman gibi öğrenmeyle performansı birbirinden ayırmıştır.
● Bandura’ya göre davranışların çok büyük bir kısmı, diğer insanların gözlenmesi, yani davranışı gösteren bireylerin model alınması sonucu öğrenilir.
● Öğrenmenin etkili olmasında, gözlenen davranışların taklit edilmesi ve bunun sonucunda alınan ödül veya ceza etkilidir.
Gözlem yoluyla öğrenme süreçleri
1. Dikkat etme:
Birey, model alacağı etkinliklere dikkat edip, doğru biçimde algılamazsa gözlem yoluyla öğrenme meydana gelmez. Gözlemcinin dikkatini etkileyen birçok faktör bulunmaktadır. Bunlardan bazıları gözlemciye, bazıları ise modele aittir. gözlemcinin dikkatini etkileyen faktörler şunlardır.
● Gözlemcinin duyu organlarının yeterliği (sağır, kör olmamalı)
● Gözlenecek etkinliklerin, gözlemcinin amacına uygun olması (Birçok gözlenecek etkinlik varsa, birey amacına uygun olanını gözler)
● Yaş, cinsiyet, saygınlık, statü, çekicilik, güç, ün vb. özellikler.
2. Hatırda tutma süreci: Gözlem yoluyla öğrenilen bilgiden yararlanabilmek için, gözlemcinin modelin davranışlarını hatırlaması gerekmektedir. Bu nedenle gözlenen bilgi, sembolleştirilip kodlanmakta ve bellekte saklanmaktadır. Bilgi iki yolla sembolleştirilir. Biri, bilginin zihinsel resimlere dönüştürülmesidir. Diğeri ise sembollere dönüştürülerek saklanmasıdır. Hatırda tutmada özellikle sözel semboller daha etkilidir. Görsel sembollerin çoğunluğu sözel sembollere dönüştürülerek saklanır.
3. Davranışı meydana getirme süreci (Uygulama): Gözlenen ve zihinde saklanan davranışlar, modelin davranışlarına benzeyene kadar tekrar edilir. İlk aşamada zihinde olan bu tekrar daha sonra davranışa dönüşür.
4. Güdülenme süreci (güdülenme ve pekiştirme): Bandura, öğrenme ile performans ayrımı yapmıştır. Güdülenme süreci, öğrenilenleri performansa dönüştürmeyi sağlayan bir süreçtir. Pekiştirilen davranışlar tekrar edilir, cezalandırılan davranışlar ise söner. Bundan başka Bandura, dolaylı pekiştirme ve dolaylı cezanın da etkili olduğunu belirtmiştir.
Bandura’nın değer verdiği bir diğer pekiştirme türü ise içsel pekiştirmedir. (Bireyin kendi yeterliğinden zevk almasıdır.)
Model alma yoluyla kazanılan ürünler
1. Birey başkalarını gözleyerek yeni bilişsel beceriler ve psikomotor becerileri (masa tenisi oynama) öğrenebilir.
2. Önceden öğrenilmiş olan yasaklar ya güçlenir ya da zayıflar. Kendisinin yapmaktan çekindiği bir davranışı model gösteriyor ve pekiştiriliyorsa, gözlemci de bu davranışı gösterir hale gelebilir.
3. Gözlemci yeni değerler ve inançlar kazanabilir. Model, gözlemci için sosyal bir harekete geçirici olabilir. (Gösteri, miting vs.)
4. Modeli gözleyerek çevrenin ve eşyanın nasıl kullanılacağını öğrenir. Yetişkinler de bu yöntemi kullanır. (Kahve fincanı)
5. Duygusal tepkilerin nasıl gösterileceğini de bu yolla öğrenebilir. Özellikle çocuklar bu yolla öğrenirler.
S.219
Öğrenmeyi Sağlayan Dolaylı Yaşantılar
1. Dolaylı Pekiştirme
Davranışı pekiştirilen modeli izleyen bireylerin, modelin davranışlarını daha kısa sürede ve sıklıkla taklit ettiği görülür. ÖR: Derse katılan öğrenciyi öğretmenin övmesidiğer öğrencileri de derse katılması için cesaretlendirir.
2. Dolaylı Ceza
Modelin olumsuz davranışlarının cezalandırılması, gözleyenlerin benzer davranışlarda bulunmalarını engellemekte veya azaltmaktadır. Bir gruptaki bireylerin, kurallara uymalarını sağlamada ve istenmeyen davranışları engellemede önemli role sahiptir. ÖR: Yalan söyleyen bir öğrenci cezalandırıldığında diğer bireyler aynı durumla karşılaşmamak için yalan söylemezler. Ancak çocuklar saldırganca ve duygusal olarak cezalandırılırlarsa, saldırganlığı taklit etme eğilimi doğabilir. Yani saldırganca cezalandıran anne-babalar, çocuklarının da saldırganca cezalandıran birer anne-baba olmalarına neden olurlar.
3. Dolaylı Güdülenme
Gözlenen ürünler, bireyi sadece bilgilendirmez, aynı zamanda onu elde etmeye de güdüler. Gözlenen davranış, değer verilen bir ürünle sonuçlanırsa, birey davranışta bulunmaya istek duyar. Ayrıca gözlemci o davranışı yapabileceğine inanmalıdır. Başkalarının başarılarını ya da başarısızlıklarını gözlemek, belli bir davranışı yapmak için, bireyin kendi yeteneğini değerlendirmesine yardın eder. ÖR: Sınıfta burs kazanan bir öğrenciyi gören ve kendi düzeyinin de burs kazanmaya uygun olduğunu gören birey harekete geçer.
4. Dolaylı Duygu (Dolaylı Duygusallık)
Birçok duygu gözlem yoluyla kazanılır. Birçok insan doğrudan zarar görmedikleri halde fareden, köpekten, yılandan, hocadan, sınavdan korkmaktadırlar. Bu korkuların nedeni söz konusu korkulara sahip modellerin gözlenmesidir. ÖR: Böcek gördüğü zaman çığlık atan annesini gören çocuk, annesini taklit eder ve böceğin korkulacak bir yaratık olduğu sonucuna ulaşır.
Sosyal Öğrenme Kuramının İlkeleri
Karşılıklı Belirleyicilik: Bandura’ya göre bireyin davranışı ile çevre, karşılıklı olarak birbirini etkilemekte, bunun sonucunda bireyin sonraki davranışları belirlenmektedir. Hem çevre davranışı, hem de davranış çevreyi değiştirebilir.
● Pekiştirme ve ceza çevrede potansiyel olarak vardır. Ancak onların ortaya çıkışını davranışlar belirler. Ör: sürekli problem yaratan birey olumsuz bir sosyal çevre yaratmaktadır.
● Bandura’ya göre insanlar çevreyi belli yollarla etkilemekte, değiştirmektedir. Çevre de insanların daha sonraki davranışlarını etkilemektedir. ÖR: Saldırgan bireylerin olduğu bir yerde saldırganlık uygun görülür. Saldırganlığın uygun görüldüğü ortamdaki birey de saldırgan davranışları seçebilir.
Sembolleştirme Kapasitesi: insanoğlu, düşünme ve dili kullanabilme gücüne sahip olduğundan geçmişi hafızasında taşıyabilmekte, meydana gelmemiş olayları da zihinde sembolik olarak gerçekleştirebilmektedir. Yani bireyler dış çevre ile zihinsel işlevler arasında etkileşim kurar ve sembolik olarak düşünür.
Öngörü Kapasitesi: Bireylerin ileriyi görme, plan yapabilme, başkalarının kendilerine nasıl davranacaklarını kestirebilme kapasiteleridir.
Dolaylı Öğrenme Kapasitesi: Bireyler başkalarının davranışlarını gözlemleyerek birçok şey öğrenirler. Yaşam yalnızca insanların kendi yaptıklarından öğrenmelerini içerseydi çok kısıtlı kalırdı.
Özdüzenleme Kapasitesi: İnsanların kendi davranışlarını kontrol edebilme yeteneğine sahip olmalarıdır. İnsanlar ne kadar çalışacaklarına, ne kadar uyuyacaklarına, ne yiyeceklerine, nereye gideceklerine kendileri karar verirler ve davranışlarını kontrol ederler.
Özyargılama Kapasitesi: İnsanların kendileri hakkında düşünme, yargıda bulunma, kendilerini yansıtma kapasitesine sahip oluşlarıdır. Bireyler etkinliklerin sonuçlarına göre yargıda bulunurlar. (Bu yargıya özyeterlik denir)
ÖZYETERLİK
Bireyin, farklı ve güç durumlarla baş etme, belli bir etkinliği başarma yeteneğine, kapasitesine ilişkin kendini algılayışıdır, inancıdır. Bu güç durumlar, sınava girme, yarışmaya katılma, bir sınıfta öğretmenlik yapma, topluluk önünde konuşma vb.
● Bireyin kendi kapasitesinin farkında olmasıdır.
Özyeterlik yargıları dört kaynaktan gelir.
1. Yaşantı: Bireyin doğrudan kendi yapığı başarılı ya da başarısız etkinlikler sonucu elde ettiği bilgiler.
2. Dolaylı yaşantılar: Gözlenen modelin başarılı ya da başarısız ekinlikleri, bireyin aynı etkinliği başaracağına ya da başaramayacağına ilişkin yargıları ortaya çıkarır.
3. Sözel ikna: Bireyin başarabileceğine ya da başaramayacağına ilişkin teşvikler, nasihatler öayeterlik algısını etkiler.
4. Psikolojik durum: Bireyin belli bir görevi başarma ya da başarısız olma beklentisi özyeterlik algısını etkiler.
● Öğrencilerin özyeterlik algısını güçlendirmek için öğretmenlerin, öğrencileri bireysel ihtiyaçlarına uygun öğretim yapmaları, işbirliğine dayalı öğretim yaklaşımlarını kullanmaları ve öğrencileri birbirleriyle kıyaslama yaklaşımından kaçınmaları gerekir.
Özyeterliği yüksek bireyin özellikleri
● Karmaşık olaylarla baş edebilir ● Karşılaştığı problemleri çözebilir
● Kendine güveni yüksektir ● Kendi ilgi ve yetenek saygı duyar
● Evde, okulda ve meslekte başarılı olur ● Cesaret ve inancı gelişmiştir
●Başarıya Odaklanır
ÖZDÜZENLEME
Bireyin kendi davranışlarını gözlemleyip, kendi ölçütleriyle karşılaştırarak yargıda bulunması ve gerekiyorsa davranışlarını ölçütlerine uygun hale getirmesidir. Yani bireyin, kendi davranışlarını etkilemesi, yönlendirmesi, kontrol etmesidir. Özdüzenleme insan olmanın bir özelliğidir. Bu nedenle Bandura’ya göre davranışlar sadece dışsal pekiştireçler ve cezalarla kontrol edilmez. İnsanlar davranışlarını büyük ölçüde kendi kendilerine düzenlerler
Birey kendi kendini değerlendirme sonucunda, kendini içsel olarak pekiştirir. Davranışların düzenlenmesinde içsel pekiştirmeler dışsal pekiştirmelere göre daha etkilidir.
Birey çevreyi gözlemleyerek performans standartlarını belirler (doğru davranışlar pekiştirilen davranışlardır). Daha sonra kendini gözlemler ve davranışlarından bu performans standartlarına uyanları pekiştirir uymayanları ise cezalandırır. (suç işleyip daha sonra pişman olma)
Sonuç olarak; sosyal öğrenme kuramında birey, kendi davranışlarını gözleyip, kendi ölçüleriyle karşılaştırarak değerlendirir ve kendini pekiştirerek ya da cezalandırarak davranışlarını düzenler. İnsan kendi davranışlarını kontrol edebilir. Dışarıdan başkalarının kontrolüne ihtiyacı yoktur.
Sosyal Öğrenme Kuramının Eğitim Açısından Değerlendirilmesi
● Özellikle okul öncesi ve ilköğretim çağındaki çocukların gözünde saygın bir yere sahip olan anne-baba ve öğretmenler, kendileri iyi birer model olarak, çocuklara pek çok istendik davranışları kazandırabilirler. ÖR: Yere tükürmemesi isteniyorsa büyüklerde tükürmemelidir
● Öğretmenler çocuğa yaratıcılığı, etkili öğrenme ya da çalışma stratejilerini, problem çözme becerilerini öğretmede, kendileri model olmalıdırlar.
● Gözlem yoluyla öğrenmenin temel süreçlerinden biri dikkat etmedir. Bu nedenle anne-baba ya da öğretmenler, çocukların model almalarını istediği davranışları dikkat çekici hale getirmelidirler.
BİLİŞSEL ÖĞRENME KURAMLARI
GESTALT KURAM
● Wertheimer, Köhler ve Kofka tarafından geliştirilmiş bir yaklaşımdır.
● Gestalt, Almanca, bütün, şekil, biçim gibi anlamlara gelir. Gestalt kuramcılara göre; bütün parçaların toplamından daha farklıdır. Birey bütünü parçalarına ayrıştırarak değil, bütünlük içinde algılar. ÖR: Bir senfoni orkestrasını dinlerken, her bir müzisyenin orkestraya katkısını analiz ederek değil, bütün olarak dinleyip anlamaya çalışırız.
● Gestaltçılar, organizmanın dışarıdan gelen duyumlara kendisinden bir şeyler katara, yaşantıyı yeniden örgütlediğine inanmaktadırlar. Bizler dünyayı bütün olarak algılarız. Uyarıcıları birbirinden ayrılmış bir şekilde değil, bir arada anlamlı bütünler halinde görürüz.
● İçebakış yöntemini psikoloji için uygun görmekle birlikte, yapısalcıların bu yöntemi yanlış kullandığını belirtmişlerdir. İçebakış, yaşantıları bilmek için değil, anlamlı olan ve bütünlük taşıyan yaşantıları incelemek için kullanılmalıdır. (İnsanların dünyayı nasıl algıladığını öğrenmek için)
● Davranışsal yaklaşımı eleştirmişlerdir. Davranışların yalnızca uyarıcı-tepki ile açıklanmasının insan davranışlarını basitleştirdiğini savunmuşlardır.
● Uyarıcı-tepki örüntüsü yerine algısal örgütleme-algıya dayalı tepki formülünü önermişlerdir. Organizma sadece çevreden gelen uyarıcılara tepkide bulunmaz. Çevreyle etkileşim içindedir.
Gestalt Kuramda Algılama
● Gestalt psikologlar öncelikle algılama ve problem çözme süreçleriyle ilgilenmişlerdir. Öğrenmeyle ilgili görüşleri, algılamayla ilgili çalışmalarına dayanmaktadır. Algısal örgütlenme yasaları öğrenmeyi de açıklamaya yardım eder.
● Algı bir örgütlenmedir. Çok sayıda algılama ilkesi vardır. (şekil-zemin, yakınlık, benzerlik, tamamlama, basitlik)
● Gestaltçılar bu yardımcı yasaları daha genel ortak bir yasa çevresinde toplamak için çaba harcamışlardır. Bu genel yasaya Pragnez adını vermişlerdir.
Pragnez: Her psikolojik olayda anlamlı olma, basit olma ve tam olma eğilimi olmasıdır.
Algısal Örgütlenme Yasaları
1. Şekil – zemin algısı
İnsanın algılama sistemi şekil ve zemin arasında bir ayrım yapar. Şekil, bireyin, dikkatinin odaklandığı şeydir. Zemin ise, şeklin gerisinde kalan, dikkat edilmeyen, algı alanına girmeyen şeydir. Şekil zeminden daha dikkat çekici özelliklere sahiptir. Bazı durumlarda şekil ve zemin yer değiştirebilir. Ancak aynı anda her ikiside şekil ya da zemin olarak algılanamaz.
2. Yakınlık
Organizma birbirine yakın olan nesneleri gruplandırarak algılama eğilimindedir. İşitsel uyarıcıların gruplandırarak algılanması ise zaman içinde birbirlerine olan yakınlıklarına göre gerçekleşmektedir. Konuşmayı sözcükler ve cümleler arasındaki duraklamalara göre anlamlandırırız. Yazma ve okumayı ise sözcükler arasındaki ayrım ve noktalama işaretlerine göre yaparız.
3. Benzerlik
Şekil, renk, cinsiyet gibi pek çok özellik bakımından birbirine benzer maddeler gruplanarak algılanma eğilimindedir.
4. Tamamlama
Organizma, önceden tanıdığı nesne, olay, ses ve etkinliklerin bazı parçaları eksik olsa bile onları tamamlayarak algılar.
5.Devamlılık
Aynı yönde giden noktalar, çizgiler vs birlikte gruplandırılarak algılanır.
6. Basitlik
Diğer unsurlar eşit olduğu takdirde birey, daha düzenli ve basit olan nesne ve şekilleri algılama eğilimindedir.
Algısal Değişmezler (Algıda değişmezlik)
Nesnenin içinde bulunduğu fiziksel koşullardan dolayı olduğundan farklı görünmesine rağmen bizim onu orijinal şekliyle algılamamıza denir. Renk değişmezli, büyüklük değişmezli ve biçim değişmezliği olmak üzere üçe ayrılır.
Algıda Seçicilik
Organizmanın pek çok uyarıcı içerisinden belli belli uyarıcıları algılamasına denir. Algılanan uyarıcıların seçilmesinde bireyin ilgi ve ihtiyaçları, uyarıcının büyüklüğü ve şiddeti rol oynar. (Kiralık ev arayan bireyin boş evler dikkatini çeker)
İllüzyon
Nesnelerin içinde bulundukları koşullardan dolayı olduklarından farklı algılanmasıdır. Psikolojik ve fiziksel illüzyon olmak üzere ikiye ayrılır.
Halüsinasyon
Herhangi bir uyarıcı olmamasına rağmen, bireyin algıda bulunmasıdır. Akıl hastalarında ve ateşli hastalık geçirenlerde görülür. Aşırı alkol alındığı durumlarda da görülebilir.
İÇGÖRÜSEL ÖĞRENME
Temel Özellikleri
1. Ön çözümden çözüme geçiş ani ve tamdır.
2. İçgörü yoluyla edinilen performans genellikle hatasız ve pürüzsüzdür.
3. İçgörü yoluyla kazanılan problem çözümü uzun süre hatırlanır.
4. İçgörü yoluyla kazanılan bir ilke, diğer problemlerin çözümüne kolaylıkla uygulanabilir.
5. Zeki olanlar içgörüsel çözüme daha kısa sürede ulaşırlar.
İçgörüsel öğrenmeyle ilgili en ünlü deneyler 1913 – 1917 yıllarında Köhler tarafından maymunlarla Tenerife adalarında yapılmıştır. (Chica – kutu – sopa, Grande – boyuna kutu, Sultan - çubuk)
Böyle bir deney düzeneğinin yararı hayvanın tüm çözüm yollarını görmesidir. Oysa davranışçıların deneylerinde organizma labirenti çözümlemek için gereken bütün öğeleri görmemekte, deneme yanılmalardan sonra çözüme ulaşmaktadır. İçgörüsel öğrenmede maymun pek çok yol dener ve başarısız olur. Daha sonra köşede duran kutuları görür. Kutularla muza ulaşma arasındaki ilişkiyi kurar ve harekete geçer.
Maymun Thorndike’nin ifade ettiği gibi deneme – yanılma yaparak çözüme yaklaşmaz. Aktif olarak deneme yanılma yapmadan, zihinsel deneme – yanılmalar sonucu uygun çözümü bulduğunda harekete geçer.
Ön çözüm dönemi daha uzun süre almaktadır. Bu dönemde birey, karşılaştığı problemi ve problemin çözümü için verilen öğeleri, araçları değerlendirir. Problemin çözümü için olası yolları belirler, bu yolları zihinsel olarak test eder ve problemin çözümü için en uygun yolu keşfettiğinde harekete geçer. Bir bakıma bilişsel deneme – yanılmadır.
● En önemli özelliklerinden biri de öğrenilen ilkelerin kolaylıkla yeni durumlara transfer edilebilmesidir.
Yer değiştirme (Transfer): Bir problemin çözümünde kullanılan ilkenin, benzer bir başka problemin çözümünde de kullanılmasına denir. (Köhler - Civciv – koyu gri karton) (Senemoğlu – s.254)
Wetheimer ve üretici düşünme
Gestalt psikolojisine en önemli katkısı, Gestalt psikolojisinin ilkelerini eğitime uygulamak olmuştur.
İki tür problem çözmeden bahseder. A türü çözümler, bireyin kendisi tarafından bulunan içgörüsel çözümlerdir. B türü çözümler ise anlamadan ezberlemeye dönüktür. Kolayca unutulurlar.
Gestalt Psikolojisi ve Öğrenme
Öğrenmeyle ilgili görüşleri
1. Tekrar etme – pratik yapma:
Hatırladıklarımız, algıladıklarımızın bizde kalan izleridir. Yaşantının tekrar edilmesi, öncekinin yeniden düzenlenmesine ve daha tutarlı, daha anlamlı hale getirilmesine yardım eder. Aralıklı tekrar bilgilerin bellekteki izini korur.
2. Güdülenme: Ödüllenen davranışların tekrar edildiği, cezalandırılan davranışların ise baskı altına alındığı (etki yasası) Gestalt psikologlar tarafından da kabul edilmektedir. İçsel ödül dışsal ödüle göre daha etkilidir.
3. Anlama: Problemin mekanik bir şekilde, eski alışkanlıkları ya da ezberlenen kuralları kullanarak değil, kavrayarak, sezerek, yapısal olarak çözümlenmesi gerekmektedir. Fiziksel deneme yanılma değil, içgörüsel deneme yanılma kullanılmalıdır. Çözüm için kullanılan ilke keşfedilmelidir.
4. Transfer: Bir durumda keşfedilen ilkelerin bir başka durumda da kullanılabilmesidir. Transferi etkileyen Thorndike’nin dediği gibi, iki durumun öğeleri arasındaki benzerlikler değil, problemin ve kullanılan ilkenin anlaşılmasıdır.
5. Unutma: Unutmada iki öğe rol oynamaktadır. Birinci neden, geriye getirme için kullanılan ipucunun zayıf bir ipucu olması, yani bellekteki izle ilişki kurmayı sağlayamamasıdır. Diğer neden ise, bellekteki izin yeni örgütlenmeler sırasında giderek büyük ölçüde değişikliğe uğramasıdır.
Gestalt Kuramının Eğitim Açısından Değerlendirilmesi
● Gestalt psikologlarına göre öğretmen, dönem başında öğrenciye önce bütün olarak dersin temel çerçevesini organize edilmiş anlamlı bir bütünlük içinde vermesi daha sonra ayrıntıya inmesi gerekmektedir. Ders yılı için yapılan bu planlama her bir ünite için de yapılmalıdır.
● Konular basitten zora, bilinenden bilinmeyene doğru aşamalı olarak bir bütün halinde öğrencilere sunulmalıdır. Bu şekilde öğrenciye nerede olduğu ve ne kadar öğrendiği konusunda bilgi verir.
● Öğrencinin içgörüsel problem çözmesi için uzunca bir çözüm dönemine ihtiyacı vardır. Bu nedenle öğretmen, öğrenciye problemle ilgili yeni bilgi araştırması yapması, problemi yeniden kurması, olası yolları geliştirip bilişsel olarak denemesi için yeterli zamanı vermelidir.
● Eğitime yaptığı en önemli katkılardan biri içgörüsel öğrenme ve üretici düşünmedir. Yani problemin çözümü için tüm öğeler öğrenciye verilmelidir.
● Öğrenci ihtiyaç duyduğunda küçük ipuçlarıyla rehberlik etmelidir. Ancak çözümü öğrenci bulmalıdır.
● Öğrenmeyle ilgili yapılan tekrarlar, öğrencilerin yeni ilişkileri keşfetmesini, bellekteki izlerinin daha sağlam olmasını sağladığı için çokça problem çözülmelidir. Bu şekilde problem çözme sürecide kısaltılmış olur.
● Transferi kullanmaları için yani öğrenilenleri farklı durumlarda kullanmasını sağlamak için öğrencilere alışılmamış problemlerle karşılaştıracak ödevler verilmelidir.
● Dersin başında önceki öğrenmeler hatırlatılmalıdır.
● Hatırlamayı kolaylaştırmak için algı ilkeleri kullanılmalıdır.
GİZİL ÖĞRENME
Birey herhangi bir öğrenmeyi gerçekleştirirken farkında olmadan o konuyla doğrudan ya da dolaylı olan başka konuları da öğrenebilir. Bu öğrenmede herhangi bir pekiştirme söz konusu değildir. ÖR: Bir kitapta bir konu araştırılırken başka bir konunun da öğrenilmesidir.
Gizil öğrenmede bilişsel harita ve bilişsel senaryo olmak üzere iki etkinlik yer alır.
Bilişsel Harita: Fiziksel çevre ile ilgili zihinde oluşturulan haritaya denir. (Yer öğrenme) Bilşsel haritalar farkına varmadan öğrenilir.
Bilişsel senaryo: Zihindeki bir olayın nasıl gerçekleştiğine dair senaryoya denir. Bilinçli ve amaçlı bir şekilde öğrenilmezler. Ör: Lokantada yemek yemenin zihinde bir senaryosu vardır.
BİLGİYİ İŞLEME KURAMI
● Bazı davranışlar, davranışçı öğrenme ilkeleriyle açıklanmamış ve psikologlar insan öğrenmesini yeniden tanımlamaya yönelmişlerdir. Böylece bilişsel öğrenme kuramları ağırlık kazanmaya başlamıştır.
● Bilişsel öğrenme kuramları, insanın dünyayı anlamada kullandığı zihinsel süreçleri inceleyen kuramlardır.
● Bilişsel açıdan öğrenme, bireyin zihinsel yapılarındaki değişme olarak tanımlanmaktadır. Bu zihinsel yapıdaki değişme, bireyin davranışlarında değişmeyi ya da yeni davranışlar kazanmayı sağlar.
● Biliş, tüm zihinsel süreçleri tanımlamak için kullanılır. İnsan zihninin dünyayı ve çevresindeki olayları anlamaya yönelik yaptığı işlemler diye de tanımlanabilir.
Bilgiyi işleme kuramı temel olarak şu dört soruyu cevaplamaya çalışmaktadır.
1. Yeni bilgi dışarıdan nasıl alınmaktadır.
2. Alınan yeni bilgiler nasıl işlenmektedir.
3. Bilgi uzun süreli olarak nasıl depolanmaktadır.
4. Depolanan bilgi nasıl geriye getirilip hatırlanmaktadır.
● Bilgiyi işleme kuramına göre öğrenme olayı, bilgisayarların çalışmasına benzetilmekte, girdilerin işlenip çıktılara dönüştürülmesi olarak görülmektedir. Ancak insan zihninin yeteneklerine sahip bir bilgisayar üretilememiştir.
● Bilgiyi işleme kuramına göre, dışarıdan duyu organlarına gelen bilgiyi alma işleminden başlayarak, davranış değişmesi olarak ortaya çıkıncaya kadar bilginin dönüştürülme biçimlerine öğrenme süreçleri adı verilmektedir.
● Geliştirilmiş olan bilgiyi işleme modeli iki temel öğeye sahiptir. Bu temel öğelerden biri, üç tür bellekten oluşan bilgi depolarıdır. Diğer öğe ise, bilginin bir depodan diğerine aktarılmasını sağlayan içsel ve bilişsel etkinlikleri kapsayan bilşsel süreçlerdir.
Öğrenmeyi sağlayan süreçler
1. Çevredeki uyarıcıların alıcılar (duyu organları) yoluyla alınması.
2. Duyusal kayıt yoluyla bilginin kaydedilmesi. (Duyusal kayıt)
3. Dikkat ve seçici algı süreçleri harekete geçirilerek, duyusal kayda gelen bilginin seçilerek kısa süreli belleğe geçirilmesi.
4. Kısa süreli bellekte kısa bir süre zihinsel tekrarın yapılması.
5. Uzun süreli belleğe aktarılabilmesi için kodlamanın yapılması.
6. Kodlanan bilginin uzun süreli bellekte depolanması.
7. Depolanan bilginin uzun süreli bellekten işleyen belleğe geri getirilmesi.
8. Kısa süreli bellekten tepki (Hareket) üreticiye gönderilmesi.
9. Tepki üreticinin bilgiyi vericilere (Kaslar) göndermesi.
10. Performansın gösterilmesi.
Bilişsel Süreçler
Bilgiyi işleme modeli iki temel süreçten oluşmuştu. Bu süreçler üç tür bellekten oluşan bilgi depoları, diğeri ise bilginin bir bilgi deposundan alınıp diğerine aktarılmasını sağlayan bilişsel süreçlerdir.
Bilginin Duyusal Kayıttan Kısa süreli belleğe aktarılmasını sağlayan süreçler
Dikkat
Öğrenme, dikkat etme süreciyle başlar. Çevremizde çok uyarıcı olmasına ve duyusal kayıtın kapasitesinin bunların tümünü alabilecek büyüklükte olmasına rağmen sadece dikkat ettiğimiz, bizim için önemli olan bilgiyi öğreniriz. Eğer tüm uyarıcıları algılamış olsaydık, yaşamak mümkün olmazdı. Biz sadece dikkat edilen uyarıcıları işlemeye başlarız.
Duyusal kayıtta bilgi çok kısa süre kalır. Bunun için duyusal kayda gelen bilgiyi işleyebilmek için çok hızlı olmak gerekir. Duyusal kayıtta bilgiyi işleme dikkat ile başlar.
Dikkat çok sınırlı bir kaynaktır. Bu nedenle duyusal kayda gelen tüm farklı uyarıcılara dikkat etmek asla mümkün değildir. Ör: Acemiyken örgü ören, diğer konuşmaları dinleyemez ve sohbet edemez. Araba kullanırken müzik dinleyemez.
Öğrencinin dikkatini çekme yolları
Öğrenmede ilk adım dikkattir. Öğrenci herhangi bir şeyi fark etmeden ya da algılamadan o bilgiyi işlemeye başlayamaz.
Öğrencinin dikkatini bir noktada toplayamamasının iki temel nedeni vardır. Birincisi her insan için geçerlidir. Dikkat gücümüz çok azdır. Çok çabuk yoruluruz. (Özellikle küçük çocuklarda bu yorgunluk daha fazladır). İkincisi ise, ders sırasında öğrenciye sunulan tüm bilgilerin eşit derecede önemli olmamasıdır. Bazıları temel bilgilerdir, bazıları ise önemli değildir.
Bilgiyi işleme bir bakıma dikkatle başlar. Bu nedenle dersin başında öğrencinin dikkatinin gerekli uyarıcılara yönlendirilmesi önemlidir.
Dikkat, bireydeki bilinçli içsel süreçler tarafından kontrol edildiği gibi aynı zamanda çevresel uyarıcılar tarafından da kontrol edilebilir. Dikkati etkileyen içsel özellikler, akademik özgüven, geçmişteki ve o andaki akademik yaşantılar, başarılı olma isteğidir.
Dikkati etkileyen dışsal uyarıcılar dört grupta toplanabilir.
1. Fiziksel uyarıcılar:
Bir ya da birden fazla duyu organını etkileyen alışılmışın dışındaki uyarıcılar, fiziksel uyarıcılardır. Resimler, haritalar, tepegöz, projektör, yazı tahtaları, slaytlar, uyarıcılardaki ani ve hızlı değişmeler, öğretmenin sınıfta dolaşması, konuşma hızındaki, vurgularındaki değişmeler, jestler ve mimikler birer fiziksel uyarıcıdırlar. Örneğin; dede efendinin işlendiği derste eserlerinin bulunduğu kaset vs.
Fiziksel uyarıcıların sürekli ya da uygunsuz kullanılması da dikkati dağıtıcı etki yaratır.
2. Aykırı uyarıcılar: Zıt tepki yaratn, aykırı gelen uyarıcılar öğrencinin dikkatini harekete geçirir. Ör: iki su bardağının birine saf alkol diğerine su koyulup içine buz atıldığında, suyun içindeki buz orada alkoldeki buz ise dipte durur. Böylece öğrencinin dikkati yoğunluk konusuna çekilmiş olur.
Ayrıca birbirine uymayan zıt etki yaratan uyarıcılar öğrencilerin dikkatini kolaylıkla çekebilir. Ör: Kutuplarda sıcak plaj manzarası, ekvatorda kar fırtınası gibi.
Öğretmenin sandalye yerine yere oturması, yanlış grafik çizmesi, problemi yanlış çözmesi öğrencinin dikkatini çekmede kullanılabilir. Basit bir işlem sırasında zor bir soruda dikkat çeker. (Bir bilinmeyenli denklem sorusu çözerken iki bilinmeyenli denklem sorusu sorma)
3. Duygusal uyarıcılar: Bazı uyarıcılar duygusal tepkileri uyarırlar ve etkinlik düzeyini arttırırlar. Sınıfta en etkili duygusal uyarıcılardan biri öğrenciye adıyla hitap etmektir. Adıyla hitap etmek hemen onun dikkatinin çekilmesini sağlar.
Ayrıca öğrenciler sevgi, ölüm, nefret gibi duygu yüklü sözcüklerin bulunduğu materyalleri, nötr sözcüklerin bulunduğu materyallerden daha hızlı öğrenir.
4. Emir verici uyarıcılar: Emirler büyük ölçüde uyarı niteliği kapsayan sözel ifadelerdir. Ör: Öğretmenin “şimdi buraya dikkat edin”, “şimdi herkes tahtanın sağ tarafına baksın”, “şimdi söyleyeceğim çok önemli” gibi öğrencinin dikkatini tek bir noktaya çekmek.
Bazı durumlarda öğretmenler özellikle öğrencilerin başlangıç öğrenmelerinde neye dikkat edeceklerini vurgulamalı, önemli bilgiyi önemsizden ayırt etmeyi öğrenmesini sağlamalıdır. Öğrenciler bu tür yaşantıları kazandıktan sonra dikkatlerini kendileri toplayabilirler.
Öğrencinin Dikkatini Arttırma Yolları
1. Öğrencilere dersin hedefleri açıklanmalı, derste öğrenilecek olan şeylerin kendileri için yararlı olduğu benimsetilmelidir.
2. Öğrencilere sorular sorarak merak uyandırılmalıdır. ÖR: Yerçekimi olmasaydı insanlar nasıl yaşardı? gibi.
3. Beklenmeyen olaylar yaşatarak öğrencilerin dikkat kesilmesini sağlamak.
4. Sınıfın oturuş düzeni değiştirilmeli ve fiziksel uyarıcılar kullanılmalıdır.
5. Değişik araç – gereç ve envanter kullanılmalıdır.
6. Öğrencinin dokunmasını, tatmasını, koklamasını, duymasını, görmesini gerektiren uyarıcılar kullanılmalıdır.
7. Hareket dilmeli, jest ve mimikler kullanılmalı, ses tonu alçaltılıp yükseltilmeli, yumuşak ses tonu kullanılmalıdır.
8. Kalemin başıyla oynama, gözü bir noktaya odaklama, hızla sınıfta dolaşma gibi dikkat dağıtıcı davranışlardan kaçınılmalıdır.
ALGI
Algılama, duyusal bilginin anlamlandırılması, yorumlanması sürecidir.
Duyusal kayda gelen belli uyarıcılara dikkat ettiğimizde algılama süreci başlar. İşleyen belleğe giren bilgi, duyusal kayda gelen çevresel uyarıcılardan, öğrencinin sadece algılayabildiği bilgilerdir. Bu nedenle öğrenmede özel bir öneme sahiptir.
Algılama, büyük ölçüde bireyin beklentilerinden etkilenir. Bireye gelen çevresel uyarıcılar, doğrudan saf bir şekilde algılanmaz. Algılamada bireyin geçmiş yaşantıları, ön bilgileri, güdülenmişlik düzeyi ve daha birçok içsel faktörlerden etkilenir. Bu nedenle işleyen bellekteki bilgi “objektif gerçek” değil “algılanan gerçek”tir. Algılanan bilgi yanlış bilgiyse ve bu uzun süreli belleğe yerleştirildiyse bunu değiştirmek oldukça güçtür. Algılamayı etkileyen faktörler; 1. Geçmişte kazanılan yaşantılar yani ön öğrenmeler
2. Beklentiler
1. Ön öğrenmeler ve algılama: Bize gelen yeni uyarıcılara verdiğimiz anlamlar, büyük ölçüde geçmişte edindiğimiz yaşantılara dayalıdır. Kimya dersindeki bir formülü anlayabilmek için elementlerin simgelerini daha önceden öğrenmiş olmamız gerekir. (9 ve g harfi)
2. Beklentiler ve algılama: Bir olay ya da objeye verdiğimiz anlam, yaşantılarımızla kazandığımız beklentiden etkilenir. Ör: Bir filmi izlemeden önce o film ile ilgili yapılan olumlu eleştiriler, filmi daha olumlu algılamamızı sağlar.
Kısa Süreli Bellekte Bilgiyi Saklama Süreçleri
Sürekli Tekrar:
Kısa süreli bellekte bilginin tutulma süresi 20 sn idi. Ancak bu süre, bilgiyi zihinsel ya da sesli olarak sürekli tekrar etme yoluyla uzatılabilir. (Bakkala 2 ekmek – 5 yumurta ve 2 paket yağ almaya giden çocuk bunu tekrar ederek gider.)
Gruplama: Kısa süreli belleğin bir başka sınırlılığı da alacağı bilgi miktarıyla ilgiliydi. (7±2 birim). Bilgiyi gruplayarak birim sayısını azaltmak, kısa süreli belleğin kapasitesini arttırmanın bir yoludur. ÖR: 2-3-7-3-5-5-3 yerine 237 – 35 - 53 veya 237 – 3553 gibi.
Bilginin Uzun Süreli Belleğe Aktarılmasında Kullanılan Süreçler
1. Örtük ya da açık tekrar
Bilginin zihinsel ya da sesli bir biçimde tekrar edilmesi sürecidir.
Bilgiyi uzun süreli belleğe aktarmanın en ilkel yolu tekrar etmedir. Çocukların kullandıkları ilk bellek stratejisi de bilginin tekrar edilmesidir. Diğer bir deyişle ezberlemedir.
Tekrarda zamanlama önemlidir. Öğrenme ve hatırlamada aralıklı yapılan tekrarlar, bir defada çok yoğun olarak yapılan tekrarlardan çok daha etkilidir.
2. Kodlama - Anlamlandırma
Kodlama, işleyen bellekteki bilginin uzun süreli bellekte önceden var olan bilgilerle ilişkilendirilerek, uzun süreli belleğe transfer edilme sürecidir. Yani, öğrenilecek yeni bilgi ile bireyin önceki bilgileri arasında ilişkiler kurulması, yeni bilginin anlamlı hale gelmesini sağlamaktır.
Bazı bilgiler sadece tekrar etme ve ezberleme ile uzun süreli belleğe gönderilir. Ancak bilgiler anlamlı olarak kodlandığı takdirde daha kolay geri getirilmektedir.
Yeni gelen bilgi ile eski bilgi arasında ne kadar çok sayıda ilişki kurulursa, bilgi o kadar anlamlı hale gelmektedir. (Örnek: Ölçme dersinde hangisi güvenirliği etkiler diye sorulduğunda verilenlerin hangi hata türüne girdiğine bakmak)
Kodlama sürecinde dört temel öğe etkilidir.
a) Etkinlik
b) Örgütleme
c) Eklemleme
d) bellek destekleyici ipuçları kullanma
a) Etkinlik: Bilgiyi işleme kuramına göre öğrenen kendine gelen bilgiyi sünger gibi çekmez, uzun süreli belleğinde depolamak üzere kendine özgü bir şekilde, bilgiyi yeniden yapılandırır, organize eder. Bu nedenle bilgiyi işleme kuramının kalbidir. Bilginin alınması ve işlenmesinde bireyin yaptığı etkinlikler önem taşır.
Bu nedenle öğretmenler, öğrenme etkinlikleri sırasında öğrencilere daha aktif rol vermeli ve bilgiyi en iyi şekilde kodlamalarına yardım etmelidir. Öğrencileri aktif kılacak öğrenme etkinliklerine önem vermelidir.
Öğrenme etkinlikleri (Anlamlandırma stratejileri)
● Öğrencinin düşünmesini, analiz etmesini sağlayıcı soru sorma
● Dersin tanımlamalardan çok örneklerle işlenmesi
● Uygulama yapılması
● Problem çözmeye önem verilmesi
● Ezberlemeden çok anlamlandırmayı gerektiren izleme ve düzey belirleme testleri verilmesi
● Öğrencinin metni yorumlayarak kendi cümleleriyle ifade etmesi
● Konunun ana fikrini bulma ve özet yapma
● Soru yazma
gibi daha pek çok strateji vardır.
Öğrenme sürecinde öğrencinin aktif olması, bilgiyi anlamlı bir şekilde kodlamasına yardım eder.
b) Örgütleme: Bilgiler birbirleriyle ilişkisine göre ve bağlantısına göre gruplanır. Örnek: bireye verilen liste: Cetvel – yapıştırıcı – pergel – gönye – atlas – Türkçe sözlük – yazım kılavuzu – resim kâğıdı – elişi kâğıdı
Geometri dersi Türkçe Coğrafya Resim
Cetvel Yazım kılavuzu Atlas Resim kâğıdı
Pergel Türkçe sözlük Elişi kâğıdı
Gönye Yapıştırıcı
Etkinlikte olduğu gibi örgütlemede de birey, kendi bilgi yapısını aktif olarak kendisi oluşturmaktadır.
Örgütleme stratejileri
Büyük çocukların daha çok kullandığı yöntemlerdir. Küçük çocuklar daha çok tekrar yoluyla ezberlemeye yönelirler. Ayrıca genel yetenek düzeyi düşük öğrenciler de daha az kullanır. Yani örgütleme stratejilerinin kullanımında yaş ve genel yetenek düzeyi rol oynar.
1. Çizelge – tablo ve matrisler: Konuyla ilgili temel çerçeveyi veren tablolar, çizelgeler ve matrisler bilginin yapılandırılmasında, örgütlenmesinde, dolayısıyla da anlamlandırılmada önemli bir yere sahiptir.
2. Hiyerarşik yapılar (Kavram haritası): Kavramları aşağıdan yukarıya veya yukarıdan aşağı sıralamadır.
3. Ana hatlar
4. Grafikler
5. Modeller
c) Genişletme (Eklemleme): Yeni bilginin uzun süreli bellekte hazırda var olan eski bilgiyle ilişkilendirilmesi yoluyla yeni bilgiye anlam verme ve anlamı genişletmedir. Anlamı genişletme, zihindeki şemaların genişlemesini de sağlar. ÖR: birler basamağı büyük olan sayıdan küçüğü çıkarmayı öğrenen ilköğretim öğrencisi, birler basamağı küçük olan sayıdan büyük olanı çıkarmayı öğrenince çıkarma işlemi ile ilgili şemayı genişletmiş olur. Başarılı öğrenciler genişletme – eklemlemeyi daha sık kullanırlar.
d) Bellek destekleyici ipuçları kullanma: Örgütleme ve eklemleme çok güçlü kodlama türleri olmakla birlikte, tüm bilgiler örgütleme için elverişli olmayabilir. Ayrıca bazı bilgiler de tamamıyla yeni ve eskilerle tümden ilişkisiz olabilir. Bu durumda kodlama için bellek destekleyici ipuçları kullanmak gerekir.
Kapsam içerisinde doğal olarak bulunmayan ilişkileri, çağrışımları meydana getirerek kodlamaya yardım eden stratejilerdir. Eklemlemenin bir türüdür. Özellikle olgusal bilgilerin, sözcüklerin ve terimlerin öğrenilmesinde kullanılır. ÖR: anlamsız heceleri anlamlandırma, baş harfleri kullanma (Ağrıdan Buzullar Sürükleniyor) kafiye oluşturma vs.
Bilgiyi Uzun Süreli Bellekten Geri Getirme
Geri getirme, bilginin uzun süreli bellekten bulunarak açığa çıkarılması sürecidir.
Birçok bilim adamına göre uzun süreli bellekte unutma yoktur. Unutma denen olay bilgiyi geri getirmede başarısızlık olarak nitelendirilir. (Dilimin ucunda, tanıyorum ama nereden – Kitabın içinde herhangi bir bilginin yazdığı yeri hatırlayıp bilginin ne olduğunu hatırlayamama)
Geri getirmenin temel ilkesi etkili kodlamadır. Etkili şekilde kodlanmayan bilgi geri getirilemez.
İçinde bulunulan çevre koşulları geri getirmede rol oynayan bir diğer faktördür. (ÖR: Bir kişiyi iş ortamında tanımışsak, bir eğlence yerinde gördüğümüzde adını hatırlamayabiliriz. – Öğrencinin adını sınıftaki oturma yerine göre kodlarsak dışarıda unutabiliriz. – Guthrie’de benzer şekilde öğrenme ortamından bahsetmişti)
Başlıca geri getirme yolları
1. Bilginin öğrenildiği çevreyi ve kapsamı zihinsel olarak yeniden oluşturma
2. Olayı zihinsel olarak aşamalı bir şekilde yeniden yapılandırma (Kalemi bulmak için en son kullandığı anı hatırlamaya çalışmak)
3. Alfabeyi kullanma
4. Alt sorulara bölme
● Psikomotor beceriler bilişsel bilgiden daha kolay hatırlanır.
http://www.pdrciyiz.biz/ogrenme-psikolojisi-ogrenme-kuramlari-t1671.html

Yorum Yaz